3 Eylül 2016 Cumartesi

Muhteşem Bir Günaydın! : Bir Yudum Kitap


Sabah uyandığında ilk işiniz telefona bakmak mı? O zaman hadi maillerinizi açın :)
Bir yudum kitap'ı duymayanınız kaldı mı? Neyse ben bilmeyenler için yine de anlatayım; bir yudum kitap; 'Her sabah bir yudum kahve, bir yudum kitap kalbe iyi gelir' fikri ile yola çıkan bir girişim.



Bir yudum kitap, e posta kutunuza her sabah 5 dakikada okuyabileceğiniz,en iyi hikaye ve roman pasajlarını gönderiyor.



 Üstelik sadece gönderdiği pasajlar değil, üstlerine gerek güncel durumlarla ilgili gerekse de günün metinlerine uygun yazdıkları detaylar da oldukça ilgi çekici. 

" Çoğu zaman insan, bir şeylerin yokluğunu tatmadan varlığının kıymetini bilemiyor. Belki de bu meseleyi en güzel Sabahattin Ali anlatıyor: "Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti." Kıymet bilin sevgili okur. İnanın yokluğun sızısı pek zor geçiyor. Var olun.
**
Gülümsemek ne güzel eylem. Keşke insan bunun kıymetini bilse de birbirinden, kendinden esirgemese... Ah, ah! Samipaşazade şöyle diyor: ''Tebessüm ki; hayatın en önemli, en karanlık yönlerini aydınlatmak için ilâhî bir nurdur.'' Bu müthiş tasvir, bizebir söz bırakmıyor. Güne tebessümle başlayın sevgili okur. Ne de olsa gökyüzü hâlâ masmavi. Var olun.
**
Bazı anlar olur, insan tek kelime dahi edemez hâle gelir. Belki o vakit söylemek istediklerini yazmaya kalksa, sayfalar yetmeyecektir. Knut Hamsun, "Hiç dudaklarınız konuşmanızı engelleyecek kadar titredi mi sizin?" diye sorarken bundan bahseder. İnanın söylediklerimiz değil, söyleyemediklerimiz bizi mahveder sevgili okur. Var olun.
**
Onca meseleden yakınmayı bırakıp önümüze bir baksak, ne şahane olacak her şey. Ah insan ah! Peyami Safa, "Hayat, nasıl görürseniz odur." derken tam da bundan bahseder. Yeni bir haftaya başlarken şöyle bir gülümseyelim sevgili okur. Bakın ne güzel bir gün olacak. Var olun.
**
An olur, insan ardına bakmadan çekip gitmek ister. Ve fakat, gitmek meselesi zannedildiği kadar kolay değildir. Bu yüzden şöyle diyor Cansever, ''Öyle her şeyi bırakmana falan da gerek yok. Anıları bırakabilsen yeter.'' Hatıralar sevgili okur.... Hatıralar peşimizi bırakmıyor. Var olun. "


Tek yapmanız gereken de burdan bilgilerinizi bırakmak ve her sabah saat 08:00 'de mailinizi kontrol etmek..


O zaman alın kahvenizi bir pasaj benden olsun;

Harper Lee - Bülbülü Öldürmek


Atticus kenara yürüdü ve asmaya baktı. İkisi de birbirinden inatçı diye düşündüm. Bakalım kimkazanacaktı. Babamın damarı pek ortalara düşmezdi ama Cunningham’lar kadar da katıydı. Bay Tate’inki apaçık ortadaydı ama babamla çekişirdi. 
   «Heck.» Atticus’un arkası dönüktü. «Bu iş örtbas edilirse Jem’e öğrettiğim her şeye ters düşer. Arada sırada baba olarak başarısız biri olduğumu düşünürüm. Ama benden başka kimseleri de yok. O diğer insanlara bakmadan önce beni görüyor. Yüzüne utanmadan bakabilecek bir biçimde yaşadım. Bunu yapacak olursam bir daha gözlerinin içine bakamam. O günden sonra da onu yitirmişimdir. Onu ve Scout’u yitirmek istemiyorum. Benim varım yoğum onlar?» 
   «Bay Finch,» Tate dayatıyordu. «Bob Ewell bıçağının üstüne düşmüş, kanıtlayabilirim?» 
   Atticus olduğu yerde döndü. «Heck, olaya benim açımdan bakamıyor musun? Senin de çocukların var ama ben senden büyüğüm. Benimkiler büyüdüğünde ben yaşlı bir adam olacağım ama şimdi... Bana güvenleri yoksa, kimseye olmayacaktır. Onlarsız kalırım Heck. Dışarda bir yüzle, evde başkabir yüzle yaşayamam.» 
   Bay Tate topuklarının üzerinde öne-arkaya sallandı. 
   «Jem’i yere vurmuş. Ayağı bir köke takılıp düşmüş. Bakın göstereyim...» 
   Elini cebine sokmuş, sustalı bir bıçak çıkarıyordu ki Dr. Reynolds içeri girdi. 
   «O ceset ağacın altında doktor, okulun bahçesinde. El feneriniz var mı? Bunu alın.» 
   Dr. Reynolds, «Oraya dolanıp araba farlarını kullanabilir miyim?» dediyse de el fenerini de aldı. 
   «Jem iyi. Bu gece uyanacağını sanmam. Üzümeyin. Onu öldüren bıçak bu mu Heck?» 
   «Hayır bayım. O hâlâ battığı yerde. Sapına bakılırsa mutfak bıçağına benziyor. İyi geceler.» 
   Bay Tate sustalıyı açtı. «İşte böyle,» dedi. Düşer gibi yaptı. Öne eğilince kol içeri kıvrılmıştı. 
   «Görüyor musunuz? Kaburgalarına geçmiş. Ağırlığı binince.» Bıçağı kapayıp, cebine attı. «Scout sekiz yaşında. Olup biteni farkedemeyecek kadar korkmuş.» 
   «Sanmam,» dedi Atticus. 
   «Uyduruyor demedim. Korkmuş dedim. Orası çok karanlık. Göz gözü görmüyor. İşe yarar bir tanık olabilmesi için karanlığa alışık göz gerek.» 
   «İstemem,» dedi Atticus. 
   «Allah kahretsin! Ben Jem’i düşünmüyorum!» 
   Bay Tate topuğunu yere öyle bir vurdu ki, Bayan Maudie’nin yatak odasındaki ışıklar yandı. Atticus’la Bay Tate önce karşıki evlere, sonra da birbilerine baktılar. Beklediler. Bay Tate konuştuğunda sesi zor duyuluyordu. 
   «Bay Finch sizinle kavga etmekten nefret ediyorum. Bu gece başınıza gelenlere göğüs gerebilmek çok zor. Neden yatağa düşmediniz bilemem ama ikiyle ikiyi toplayamıyorsunuz. Bu işi bu gece sonuçlandırmamız gerek. Yarın çok geç olabilir.» Atticus orada öylece durup Jem’in boyunda posunda birçocuğun kocaman bir adamla kör karanlıkta boğuşup, onu öldürecek gücü bulabileceğini mi iddia edecekti? «Heck,» dedi Atticus birden. «Şu sallayıp durduğun sustalı. Nereden buldun onu?» Bay Tate soğukkanlı bir sesle: 
   «Sarhoşun birinden aldım,» dedi. 
   Anımsamaya çalışıyordum. Bob Ewell üzerimdeydi... sonra düştü... Jem kalkmış olmalıydı... hiç değilse ben öyle sanmıştım. 
   «Heck?» 
   «Bu gece kasabada bir sarhoştan aldım dedim. Ewell o ekmek bıçağını çöplükten almış olmalı. Almış ve pusu kurmuş. Pusu kurmuş.» 
   Atticus salıncağa gidip oturdu. Elleri dizlerinin arasından cansız gibi sarkıyordu. Yere bakıyordu. Davranışları o gece hapishanenin önünde olduğu gibi yavaştı. Gazetesini katlayıp kenara koyması yüz yıl gibi gelmişti bana. 
   Heck Tate verandada dolanıp duruyordu, yavaşça, «Senin kararın değil Bay Finch,» dedi. «Benim kararım ve benim sorumluluğum. Olaya benim açımdan bakmıyorsan o senin sorunun. Bu işi kurcalamaya kalkarsan sana yalancı derim. Senin oğlan Bob Ewell’ı bıçaklamadı! Onun bu işle ilgisi yok. Tek istediği kendini ve kardeşini sağ salim eve getirmekti.» Verandayı arşınlamaktan vazgeçti ve Atticus’un önünde durdu. «Pek iyi biri değilim bayım ama Maycomb yöresinin de Şerifiyim. Tüm yaşamım boyunca burada oturdum. Yaşım da kırk üç. Ben daha doğmazdan önce olup bitenleri hep bilirim. Boş yere ölmüş bir Zenci var. Ölümünden sorumlu bir başka kişi de... Bırakalım bu kez ölüyü ölü gömsün Bay Finch... bırakın ölüyü ölüler gömsün.» 
   Bay Tate, Atticus’un yanında duran şapkasını aldı. Şapkasını geri itip, başına yerleştirdi. «Suça engel olmanın suç olduğunu duymadım. O da bunu yaptı. Belki de görevimin bunu herkese anlatmamı gerektirdiğini söyleyeceksiniz. O zaman ne olacak sanıyorsunuz? Karım dahil, Maycomb’un bütün hanımları kapısına kremalı pastalar taşıyacaklar. Bana kalırsa bu kente ve size bu denli büyük bir hizmette bulunan bu çekingen adamı sahne ışıklarının altına çekmek günahtır ve ben bu günahın yükünü taşıyamam. Başka biri olsaydı farklı olurdu ama bu adama bu yapılmaz Bay Finch.» 
   Bay Tate çizmesinin ucuyla yerde delik açmaya çalışıyordu. Burnunu çekiştirdi, kolunu ovdu. «Ben pek adam sayılmam Bay Finch ama bu yörenin Şerifiyim ve Bob Ewell kendi bıçağının üstüne düştü. İyi geceler bayım!» 
   Verandadan indi, bahçeyi geçti, arabasının kapısını vurdu ve gazlayıp gitti. 
   Atticus uzun bir süre öylece oturdu. Sonunda kafasını kaldırdı. «Scout...» dedi. «Bay Ewell bıçağının üzerine düştü. Bunu anlayabilecek misin?» 
   Neşelenmesi gerekiyordu. Ona koştum, sarıldım ve var gücümle öptüm. «Evet efendim,» dedim. «Bay Tate haklıydı.» 
   Atticus kollarımdan sıyrılıp yüzüme baktı. 
   «Ne demek istiyorsun?» 
   «Bu bülbülü öldürmek gibi bir şey olur, değil mi?» 
   Atticus yüzünü saçlarıma gömdü. Kalkıp da gölgelere karışmadan önce yeniden dirilmiş görünüyordu.​ "

Vicdanınız tertemiz, yüreğiniz iyilikle dolu olsun. Bir yudum kitap selamıyla, var olun.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...